gökçe's profile()()()CRAZY___GIRL()()()PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    December 17

    gerçekkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk

    Çoook çok eskiden, yeşil bir vadinin içinde
    bir ırmak kıyısında kurulu bir köy varmış,
    taa dünyanın öbür ucunda.
    Çok eski dedik ya,
    o zamanlar gündüzleri pek güneşli geçermiş,
    yağmur yağmadıkça.
    Geceleri hep yıldızlı olurmuş, bulutlar olmadıkça.
    Köy sakinleri tarımla uğraşırlarmış,
    hayvanlar avlarlarmış, uçsuz bucaksız arazilerinden.
    Sularını, kaynağı çok uzakta olan köylerinin içinden geçen,
    ırmaktan alırlarmış.
    Köyde herkes birbirini sever, sayarmış.
    Köyde bir tek kişinin kalbinde öyle büyük bir sevgi
    varmış ki, bütün köyünküne bedelmiş.
    Dolun'un İntera'ya olan aşkıymış bu.
    Kız, Dolun'u bilirmiş de tanımazmış yakından.
    Dolun dayanamamış, bir gün gitmiş kızın yanına,
    sormuş İntera'ya onunla evlenip evlenmeyeceğini.
    İntera demiş ki Dolun'a: "Evlenirim evlenmeye ama
    benim isteyenim çoktur, her gelen kişiden
    aynı şeyi ister benim babam. Ancak babamın
    bu isteğini yerine getiren benimle evlenir."
    Dolun şaşırmış. "Sensin benim kalbimin sahibi."
    diyerek başlamış sözüne "Senin dileğin benim için bir
    emirdir, söyle isteğini hemen yapayım." demiş aşkına.
    İntera demiş ki; "Bir çiçek vardır;
    yaprakları gümüşten tomurcukları elmastan,
    onu ister babam, benle evlenmek isteyenden".
    Dolun, "Bekle beni" demiş İntera'ya,"Hemen
    gidip getireyim o çiçeği ama nerededir yeri?"
    İntera parmağıyla göstermiş akan ırmağı;
    "işte bu ırmağın kaynağındadır der babam,
    kırk gün yürümek gerekirmiş oraya varmak için
    ama bir giden bir daha gelmedi şimdiye dek çünkü
    oralar büyülüymüş derler, giden geri gelmezmiş
    çünkü, buralardan çok daha güzelmiş oralar."
    Dolun; "Senden daha güzel ne olabilir ki,
    bu dünyada?" demiş İntera'ya "Döneceğim o çiçekle,
    döneceğim çünkü; seviyorum seni çünkü; sensiz
    anlamı olmaz benim için o güzelliğin."
    Dolun çıkmış yola sonra.
    Kırk gün yürümüş ırmağın yanından. Hep
    ne kadar sevdiğini düşünmüş İntera'yı yol boyunca.
    Aklındaki İntera'ymış, tek amacı ise; o çiçek.
    Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden,
    yüzünü yıkamış ırmaktan,
    anlamış çok yaklaştığını kaynağına
    ırmağın suyunun serinliğinden.
    Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış
    kaynağa, bütün yeşilliklerle çevrili bir göl varmış
    kaynakta, gölün ortasında bir adacık,
    adacığın üstünde de o çiçek duruyormuş.
    Anlamış İntera'nın anlattığı çiçek olduğunu, güzelliğinden.
    Yüzmeye başlamış adaya doğru hemen.
    Adaya çıkınca karşısında bir adam belirmiş Dolun'un.
    Adam Dolun'a; "Her gülün bir dikeni, koruyucusu
    olduğu gibi, bende bu çiçeğin koruyucusuyum, eğer
    almaya geldiysen; ben Salut, izin vermem buna" demiş.
    Dolun şaşkın ve de kararlı bir tonla
    "Ben o çiçeği alacağım sonra aşkıma kavuşacağım."
    demiş. "Hiç bir şey beni kararımdan çeviremez."
    "O zaman beni biraz dinleyeceksin" demiş Salut...
    "Sana neden koparmaman gerektiğini anlatacağım
    eğer, hâlâ ikna olmazsan o zaman izin veririm
    almana." Dolun ikna olmuş ve çökmüş
    yoncaların üstüne, başlamış dinlemeye...
    "Eğer, bir şeyi çok fazla istersen
    ve engelin yoksa önünde onu alırsın.
    Hayat da böyledir, insan engelleri aşarsa
    yaşamına devam edebilir. Bu çiçek de
    sadece yaşam için bir şeyler yapacaksan

    Iq7zFaa25XIs
    December 13

    ATİLLA İLHAN DAN

    CİNAYET SAATİ

    Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
    Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
    Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

    Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
    Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
    Üçü kamarot öteki aşçıbaşı
    Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

    Cinayeti kör bir balıkçı gördü
    Ben gördüm kulaklarım gördü
    Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
    Hiçbiriniz orada yoktunuz

    Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    On üç damla gözyaşını saydım
    Allahına kitabına sövüp saydım
    Şafak nabız gibi atıyordu
    Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
    Hiçbiriniz orada yoktunuz

    Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
    Polis kaatilleri arıyordu
    Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
    Üzerime yüklediler bu işi
    Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
    Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
    Cinayeti kör bir balıkçı gördü

    Ben vursam kendimi vuracaktım

    005

    ...

    BİR ARKADAŞIN DEĞERİNİ ANLAMAK İÇİN,
    YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYİN.
    ÇALIŞMAYA
     BAŞLAMAK İÇİN,
    EN İYİ İŞİ BEKLEMEYİN.
    ÖĞÜTLERİ HATIRLAMAK İÇİN,
    DÜŞMEYİ BEKLEMEYİN.
    DUA'YA İNANMAK İÇİN,
    ACILARI BEKLEMEYİN
    YARDIM EDEBİLMEK İÇİN,
    ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYİN
    ÖZÜR DİLEMEK İÇİN,
    DİĞERİNİN ACI ÇEKMESİNİ BEKLEMEYİN.
    NE DE BARIŞMAK İÇİN, AYRILIĞI BEKLEMEYİN,
    ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR
    BİLMİYORSUNUZ..  
     
    y1pobiu84zs4wZV3Pwb5IXquQ-u9ahPPIrubaL-goglAA-dVZe0KolKqp2R2UVc7xNM6St21OCAZJ8
    December 11

    ..

    04
    DOSTLAR ARASINA HASRET UCURUMU GIRDIGINDE, YILDIZLARLA VUSLAT KOPRUSU KURDUK YUREKTEN YUREGE. GONLUMUZUN HASRET GUNLUGUGNE UNUTMAYI VE UNUTULMAYI HIC YAZMADIK
    December 10

    ()()()

    115

    ALDIRMA CAHİLİN KURU LAFINA

    Aldanma cahilin kuru lafina
    Kültürsüz insanin külü yalandir
    Hükmetse dünyanin her tarafina
    Arzusu hedefi yolu yalandir

    Kar suyundan süzen çesme göl olmaz
    Gül dikende biter diken gül olmaz
    Diz diz eden her sinegin bal'olmaz
    Peteksiz arinin bali yalandir

    Insan bir deryadir ilimle mahir
    Ilimsiz insanin söhreti zahir
    Cahilden iyilik beklenmez ahir
    Islegi ameli hali yalandir

    Cahil okur amma alim olamaz
    Kamillik ilmini herkes bilemez
    Veysel bu sözlerin halka yaramaz
    Sonra sana derler deli yalandir

    Asik Veysel

    December 09

    SEN VE BEN

    s8
    December 07

    burçlarımızın özelliklerini biliyormuyuz:)

    TERAZI

    - diplomatik - agir basli - kararini cabuk degistiren
    - romantik - sosyal - saf/baskalarinin sozune uyan
    - tatli - baris saglayan - gercek bir flirt


    OGLAK

    - pratik - azimli - disiplinli
    - sabirli - dikkatli - komik
    - paranoyak

    AKREP

    - azimli - duygusal - guclu
    - enteresan - kiskanc - gizemli

    KOVA

    - sicak kanli - durust - sadik
    - orijinal - yetenekli - duygusuz
    - tek basina hareket etmeyi sever

    YAY

    - ozgurlugu sever - komik - durust
    - dobra - konuskan - dikkatsiz
    - batil inanclara inanir

    BALIK

    - hayal gucu guclu - duygusal - iyi niyetli
    - saf - sempatik - gizemli

    KOC

    - cilgin - enerjetik - gururlu
    - kendine guveni var - dinamik - bencil
    - sabirsiz - egoist

    BOGA

    - sabirli - guvenilir - sicak kanli
    - iyi niyetli - azimli - kiskanc
    - sevdigine sahiplenir

    IKIZLER

    - bulundugu ortama ayak uydurur
    - konuskan - dinamik - ruhu daima gencdir
    - korkak - tatli

    ASLAN

    - bonker - sicak kanli - yetenekli
    - sempatik - sadik - sabirsiz
    - herseye karisir

    YENGEC

    - duygusal - sicak kanli - konuskan
    - dikkatli - morali cabuk degisen
    - sevdigine sahiplenir - sempatik

    BASAK

    - utangac - sadik - pratik
    - zeki - herseyi kafasina takar
    - her zaman herseyin en iyisini ister

    BELKİ BİZLERDE DERS ALIRIZ

                      DİŞİ ASLAN 
     
    Hayvanlar bir gün, kim daha çok çocuk doğurabilir diye çekişmeye başlarlar. 
    Hep birlikte dişi aslana gidip danışırlar. 
     
    "Sen kaç çocuk doğurabiliyorsun?" diye sormuşlar aslana. 
     
    "Bir." diye yanıtlar dişi aslan. "Fakat ben aslan doğururum." 


    ÇIKARILACAK DERS ; NİTELİK, NİCELİKTEN ÖNEMLİDİR. 
     
     
                                        YENGEÇ İLE ANNESİ 
     
    "Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum" diye sorar anne yengeç çocuğuna. 
     
    "Düzgün yürüsene ! " der. 
     
    - "Pekala anne" der çocuk. 
     
    - "Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. "  

    ÇIKARILACAK DERS ; HAREKETLER SÖZLERDEN ÖNCE GELİR? 
     
                                      ASLAN, KOYUN, KURT VE TİLKİ 
     
    Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin 
    kokup kokmadığını sorar. 
     
    ''Evet ! ?'' diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve 
    koyunu oracıkta parçalar. 
     
    Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır, ona da aynı soruyu sorar. 
     
    ''Hayır ! ?'' diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz. 
    Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar. 
    Tilkinin yanıtı şöyle olur; 
     
    - Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor ! ?  
     
    ÇIKARILACAK DERS ; AKILLI KİŞİ TEHLİKELİ DURUMLARDA KONUŞMAZ !!! 
      
                                         KAZLAR VE TURNALAR 
     
    Kazlar ve turnalar bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken birden yanlarına  yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar.

    Oysa kazlar ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar. 

    ÇIKARILACAK DERS ;YAKALANANLAR HER ZAMAN SUÇLU OLANLAR DEĞİLDİR? 
      
     
                                          FARELERİN TOPLANTISI  
     
    Bir gün fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden 
    kurtulma planları yaparlar. Pek çok fikir öne sürülür. Hiçbiri kabul görmez. 
     
    En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir.             Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve 
    kaçabileceklerdir. Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır.  
    Bu arada bir köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa 
    kalkar ve bu önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir. 
     
    Fakat, der, Kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim kedinin boynuna çan asacak ??? 

    ÇIKARILACAK DERS ; İYİ BİR PLAN YAPMAK AYRI, O PLANI GERÇEKLEŞTIRMEK  AYRIDIR.


    December 06

    zeynep şiirin için teşekkürler yüreğine saglık

     

    AŞK ARSIZI

    Yağmurlu bir günde çıkmıştın karşıma

    yine yağmurlu bir günde terkettin beni

    üzgünüm ama bitmesi gerek diyordun

    ellemi elerinin arasına almıştın

    sanki bırakmak istemiyordun

    ama mecburum diyordun

    oysa ne diller dökmüştün bana

    benim ol beni sev demiştin

    sana delicesine aşığım diye yalvarmıştın

    ne oldu şimdi

    bir hevesmiydim?

    oysa günlerce peşinde koşan beymiydim

    sen sadece aşk arsızın

    yalnızca istediğini elde edip yarı yolda bırakansın

    elveda diyordun bana

    bense başımı çevirmiş

    sessizce ağlıyordum

    arkanı dönüp giderken

    sen sadece aşk arsızın

    yeni aşklara yelken açan

    bir çapkınsın

     

    ah aşkkkkkkkk

    Aşkın Tarifi

    Bana aşkı tarif et;
    İstediğin dilde
    İngilizce yada Türkce
    Önemli değil
    Profesyonelce
    Yada amatörce
    Duyduklarınla değil
    Yüreğinle, dilin döndence.
    Sen ne diyorsun bilmem ama
    Tarififi olmaz yaşanır bence

    rose2ip

    ()()()()

    THE OLD MAN’S TEARS

    Once upon a time I had watched a play somewhere
    There was a curled old man in that play
    Wearing ragged clothes
    Having meaningless glance in his eyes
    Being too old, having no energy left, and being deserted,
    Left alone, having lived nothing

    His tears had neither stopped nor finished
    He had so much trouble that hadn’t ever finished
    Breathing was his profit, living was his only ambition
    Having played the greatest tragedy in the world
    On the life stage without curtains
    He had passed on, do you have a clue?

    YAŞLI ADAMIN GÖZYAŞLARI

    Yıllar önce bir yerlerde bir oyun seyretmiştim
    Bu oyunda iki büklüm yaşlı bir adam vardı
    Yırtık pırtık elbise vardı üstünde
    Anlamsız bakışlar vardı gözünde
    Yaşı geçmiş, işi bitmiş, terk edilmiş
    Yalnız kalmış, yaşamamış ihtiyarın

    Yaşlı adamın gözyaşları durup dinmek bilmezdi
    Dertler ne kadar fazla bitip tükenmek bilmezdi
    Nefes almak kazancıydı, yaşamak tek amacıydı
    Perdesi olmayan bu hayat sahnesinde
    Dünyanın en acıklı oyununu oynadı
    Göçtü gitti aramızdan, haberin var mı?

    hayatımız bir sınav

    Ahmet 18 yasinda evin tek oglu olan bir gençti. Kahverengi saçli, zeyti gibi siyah gözlü, orta boyluydu. Arkadaslari tarafindan çok sevilirdi. Yakisikli oldugu halde hiçbir zaman arkadaslarina hava atmaz çok kiz pesinden kostugu halde hiçbirine yüz vermezdi. Çünkü onun çok degerli zamani vardi. Kizlarla gezip tozmayi her zaman yapabilirdi.
    Aksam erkenden yatmaya gitti. Bu saatte yatmaya alismak için bir hafta boyunca bu saate yatmaya dikkat etmisti. Ama yine de uyuyamiyordu bir türlü. Bu kadar süre boyunca çalismis, her türlü fedakarligi yapmisti. Yalniz kendisi degil ailece büyük fedakarliklar yapmislardi. Babasi iki yil boyunca dershaneye göndermis annesi istedigi her seyi yapmisti Ahmet için. Hatta bir keresinde babasindan israrla istedigi bilgisayari babasi almayinca annesi onlardan habersiz biriktirdigi parasiyla istedigi bilgisayarin bir üst modelini almisti. Ne kadar sevinmisti o zaman. Annesine siki siki sarilip kulagina bunun karsiligini ödeyecegim diye fisildamisti. Tabi ki babasina da büyük bir tesekkür borçluydu. Herkesin babasi göndermazdi öyle iki sene üst üste dershaneye.
    Tam anlamiyla çalismaya baslayali iki sene olmustu bu büyük sinava. Iyi de çalismisti. En azindan kendisi öyle düsünüyordu. Hafta sonlari normal derslere giriyordu dershanede. Hafta içi etütleri de sayarsak toplam 50 saat ders yapiyordu. Bu, haftada 50 saatin amaci 3 saatlik derste basarili olabilmekti. Ya da hayatini garantiye almak. Ona ne denirse iste. Ama sinavda basarili olmakla bitmiyordu is. Kazandigin üniversiteyi basariyla bitirmesi gerekiyordu ki is bulabilsin. Yoksa üniversite bittiginde de is bulabilmek için müthis bir çaba gerekiyordu. Istedigin meslek özel alnda ise mutlaka yüksek bir mevkide tanidigin olmaliydi. Torpilsiz kolay kolay ise almazlardi adami. Senin üniversite mezunu olman bir sey degistirmezdi. Sen buraya kadar gelmek için ne kadar emek verdin, ne kadar çalistin hiç ama hiç önemli degildi. Adam kendi isine bakiyordu. Ama is bulamayanda yok degildi ya. Tabi ki vardi. Ahmet de bunlardan biri olmak istiyordu. Ama meslegin özel alanda ise yine tehlike vardi. Sürekli isten çikarilma korkusuyla yani diken üstünde yasayacaktin.
    Hayat zordu be. Bu öss de bir sey miydi? Sadece büyük bir zincirin halkalarindan biriydi. Bunun ötesinde daha ne kadar zorluklar vardi. Diyelim ki öss yi kazanmis, üniversiteyi bitirmis ve ise baslamisti Ahmet. Simdiki derdi hoslandigi kizla evlenmekti. Bunun için maddi, manevi birikime ihtiyaci vardi Ahmet in. Her seyin zor oldugu bu devirde öyle kolay kolay kiz verecek degillerdi ya. Hadi evlendi diyelim, bu seferde çocuk derdi olacakti. Hadi küçükken fazla yük olmazdi ama büyüdükçe masrafi da artacakti. Birde yaslilik derdi vardi. Yaslandiginda kimseye muhtaç kalmak istemiyorsan kenarda iyi bir birikimin olmaliydi. Yoksa muhtaç kalmaktan da kötü bir durumda kalabilirdin.
    Ama Ahmet daha bunlari düsünecek kadar büyümemisti. Onun simdilik bir tek amaci vardi. Öss.
    Deneme sinavlarinda bugüne kadar genellikle iyi sonuçlar almisti. Kötü sonuçlar aldiginda hiçbir zaman karamsarliga düsmemis daha çok çalisip hatalarini düzeltmeyle ugrasmisti. Çok fedakarlik yapmisti. Sevdigi her seyden. Sevdigi kizdan, sevdigi dizilerden, futbol oynamaktan... Her seyden. Tüm bunlari düsünürken nihayet uyuyakalmisti. Çok güzel bir rüya görüyordu. Sinavdan yasasin baba diyerek çikiyordu. Amacima ulastim diye eviniyordu ki uyandi. Biraz hayal kirikligina ugradi. Kendine gelince saate bakti ve sasirdi. Her sey bitmisti. Tüm o emekler, fedakarliklar her sey. Annesine çigliklarla seslendi. Böyle bir günde nasil uyuyakalmislardi. Annesi kalkti ve heyecanla saatine bakti. " Ne oldu oglum" dedi. " Bu saatte niye uyandirdin" . Ahmet hemen saatine bakti ve içini büyük bir rahatlik kapladi. Birden her seyin bittigini sanmisti. O heyecanla saatin akreple yelkovan ibresini sasirmismisti. Biraz daha oyalandiktan sonra banyosunu yapti. Kahvaltisini da yaptiktan sonra gerekli kagitlari alip annesiyle kucaklasti ve babasiyla birlikte sinav yeri olan Marmara Üniversite si Iletisim Fakültesi nin yolunu tuttu. Sinava yarim saat varken sinav yerinin ordaydilar. Babasi basarilar diledikten sonra sinav salonuna gitti. Çok heyecanliydi. Bildigi bütün dualari okudu ve sinav basladi. Sinavdan çiktigi zaman sevinçle babasini buldu. Sinavi çok iyi geçtigini ve büyük bir aksilik olmazsa sinavi kazanacagini babasina söyledi.
    Sinavdan bir buçuk ay sonraydi. Yarin sonuçlar internet üzerinden açiklanacakti. Aksam geç saatte yattigi halde uyuyamadi Ahmet. Sabah erkenden bilgisayari açti ve MEB in internet sayfasina girdi. Heyecandan kalbi firlayacakti. Kimlik numarasini girdi. Iste en zor an gelmisti. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Acaba kazanabilecekmiydi. Bunca yil sinava hazirlanmis, sinava girmis ve bitirmisti. Simdi ise sonuçlari bekliyordu. Ne zor seymis bu beklemek diye düsünüyordu. Halbuki hayatta ne kadar çok bekleyecekti bazi seyler için. Ve nihayet sonuçlar ekranda belirdi. Evet olmustu iste. Kazanmisti. Annesine, babasina seslendi. Kazandim, kazandim diye bagiriyordu. Evet kazanmisti. O alsam kazanmanin serefine ailece yemege gittiler.
    Hayat yolunda önemli bir adim atmisti Ahmet. Simdilik ileriye daha iyimser bakabilecekti. Keske herkes Ahmet gibi olabilseydi keske. Ama çok az kisi hayat yolunda bu önemli adimi atabiliyordu. Simdi Ahmet için hiçbir sey bitmemis aksine her sey yeni basliyordu

    ..

    işte onlar gözyaşlarım

    şelale gibi dağılan sacların
    yem yeşil gibi parlayan gözlerin
    denizler gibi derin
    okyonuslar kadar büyük aşkım
    yüreğin yokluğla yok oluşum
    her dakika seni arayısımla
    hasret rüzgarları eser
    vurur tenime
    kuruyan dökulen yapraklarım
    işte onlar gözyaşlarım

    18logo

    ()()()()()()

    biliyorum beni seviyorsun

    bakma öyle yüzüme
    biliyorum beni seviyorsun
    beni çok özledin
    biliyorum bensiz yapamazsın
    adını hasretim koydum
    adımı adını koydum
    canımı canına verdim
    şimdi ben sendeyim sende bende
    şu üstüme yağan her yağmur damlası
    sanki ağlayan kalbimin gözyaşları
    sanki yanmışta külleri kalmış gibibakma yüzüme anladım
    beni seviyorsun
    birgün dinecekmi şu yağan yağmurlarım
    sana kavuşabilicekmiyim
    sarılabilecekmiyim,usulca,sessiz
    sonra baktıktan sonra,son noktayı dudaklarına koyabilecekmiyim
    belkide bunları yapamadan ölebilirim ne çıkar,ölsemde
    biliyorumki,sen benimsin sende benim
    yaralarına merhem olmak
    kanayan acılarını kabıllenmek isterdim
    sana bişi olmasın olan bana osun ne çıkar
    ben sensiz bi hiçim dünyam sensin
    bir insan kula kul olurmu
    ben sana oldum ve sen biliyormusun
    SENİ SEVDİĞİMİ,TAPTIĞIMI
    BENİM CANIM SEVGİLİM

    6logo

    gidiyorsun

    sen giderken

    sen giderken ağlamamaya söz vermiştim
    duramadım sözümde
    sen giderken üzülmeyecektim
    duramadım sözümde
    içimde öyle güzelsinki
    hasretin ve aşkın bir bütün sanki
    kalbim bekçisi olmuş sevdanın
    içimde ona bakıyor özenle
    sen giderken ağlamayacaktım
    söz vermiştim kendime
    yaşamak benim için seni sevmek
    ben hiç ölmedim seni sevdiğimde
    en büyük darbeyi vursanda bana ben hiç ölmedim seni sevdiğimde
    söz vermiştim kendime ağlamayacaktım
    söz vermiştim kendime göstermeyecektim gözyaşlarımı
    ama gördün,duramadım ben sözümde
    ben bir defa daha doğdum sen giderken son bir kez beni öptüğünde
    15logo

    December 05

    sen

    102tj1

    Sendeki O Şey

    Bir şey var sende bir şey, bulamıyorum. Beni nasıl bu hale getirdin, anlamıyorum. Yüzümde bir gülücük, içimde sonsuz enerji, güne keyifle başlayıp, keyifle bitiriyorum. Aşka küskün yüreğimde yeniden kelebekler uçuyor. Neredeyse yaz bitecek ama ben sanki baharı daha yeni yaşamaya başlıyorum.
    Bir şey var sende adını koyamıyorum. Nereye baksam seni görüyorum. Kiminle konuşsam sen oluyorsun. Sen olunca, başka hiçbir şey umurumda olmuyor. Senin adını heceliyorum. Yanımdasın, değilsin fark etmiyor. Her anımda seni yaşıyorum.
    Bir şey var sende, nedir bilemiyorum. Seninleyken bile seni özlüyorum. Yollarım hep sana çıkıyor, ben sana yürüyorum. En güzel çiçekleri toplayıp demet demet sana vermek istiyorum. Gök kubbenin en hoş sedası olup dünyaya sadece senin adını haykırmak, sadece sana duyduğum hayranlığı anlatmak istiyorum.
    Bir şey var sende, bir türlü anlayamıyorum. Uçsuz bucaksız, masmavi bir deryasın sanki ve ben yüzlerce fırtınayla savaşmış geminin yorgun kaptanı gibi senin kıyılarına vuruyorum. Maviyi bir tek sana yakıştırıyorum. Sen mavi oluyorsun, ben sana bakarken kendimi kaybediyorum. Sessizlik dağılıyor, sesin kulaklarımdan yüreğime akıyor, bütün şarkıları sana armağan ediyorum.
    Bir şey var sende, dilimin ucunda, söyleyemiyorum. Yalnız gecelerime inat, şimdi karanlığı milyonlarca yıldızla aydınlatıyorum. Her yıldız sensin, gecemin yıldızı, kalbimin yıldızı, sevdamın yıldızı, ömrümün yıldızı oluyorsun. Yoksan, kaldırıyorum başımı göğe, senden milyonlarcasını görüyorum. Her gece yıldızlarla sevişiyorum.
    Bir şey var sende, soramıyorum. Seni kimse görmesin, kimse bilmesin istiyorum. "Bana kal, benim ol" diye adaklar adıyorum. Yalancı aşkları, tükenmiş sevdaları kendi tarihimin sayfalarına gömüp yeni bir defter açıyorum, bir tek seni yazıyorum. Yaz yaz bitmez öykülerin kahramanı oluyorsun, senin maceralarını anlatıyorum.
    Bir şey var sende, tanımlayamasam da işte ben o şeyi arıyorum. Seni, nefes nefese gecelere, deli sevişmelere, sevdaya uyanan sabahlara, bitimsiz günlere davet ediyorum. Gel benimle, aşkın da, tutkunun da en koyusunu yaşayalım. Bir kalbi keşfetmenin hazzına yeniden varalım. Bir tende erimek neymiş, hatırlayalım. Menzilimiz olmadan, nereye varacağımızı sormadan, aşkın rehber olduğu bir yolculuğa çıkalım. Buradayım, yolun başında.... Bekliyorum...